Hayaller Gerçek Olur

hayaller gerçek olur
Fotoğraf Janderson Tulio‘ya ait. Unsplash‘ten.

Hiç farkettiniz mi? Üzerinde yeterince durduğunuz, tabir caizse güçlüce çağırdığınız hayaller gerçek oluyor.

Ekim, 2017. O günü hatırlıyorum. Amir Khan’ın filmi Secret Superstar vizyona girmişti.

Sonbahar ve kış aylarında sinemaya gitmeyi çok seviyorum. Gösterimde bir çok film oluyor, dışarıda hava soğukken içeride seçtiğim filmleri izlemek beni çok mutlu ediyor. Genellikle yoğun bir iş gününün ardından kendimi güzel bir filmle ödüllendiriyorum.

O akşam ayrıca özeldi

Çünkü film bir müzikal dramaydı. En çok sevdiğim iki şeyi barındırıyordu: Müzik ve drama.

Sinema bir alışveriş merkezinin içindeydi. Kahvemi içip filmi izlemeye geçtim. Müzik dolu bir filmdi. Gitarını çalmak, şarkılarını özgürce söylemek isteyen küçük bir kızın hikayesini anlatıyordu. Maalesef bir çok engelle, özellikle de babasıyla mücadele etmek zorundaydı hayalini yaşayabilmek için. Ama sonunda hayalleri gerçek oldu. Tutkusu sayesinde tüm problemlerin üstesinden geldi.

Çok etkilenmiştim. Amir Khan’ın hikaye anlatma biçimini seviyorum. Kalpten geliyor anlattıkları. Hem hikaye hem de filmdeki müzikler kalbimi tutkuyla doldurdu. Film bittiğinde kendime şu soruyu sordum: Peki sen ne zaman başlamayı düşünüyorsun?

Sinema üçüncü kattaydı. Merdivenlerden indiğimde, ikinci katta birden bire şaşkınlıkla donakaldım. Daha önce görmediğim, muhtemelen yeni açılmış bir müzik mağazası çıkmıştı karşıma. İç geçirerek vitrindeki enstrümanlara baktım. Dükkanın orta yerinde tüm güzelliği ile duran viyolonseli o zaman farkettim.

İlk defa bir viyolonsele bu kadar yakın olmuştum

Adımlarım beni mağazanın ortasına götürdü. Aslında kalbimin sesiydi beni oraya çeken. Gittim ve mağazadaki görevliye çello çalmak istediğimi söyleyip sorular sormaya başladım. Görevli çellonun fotoğrafını çekmeme izin verdi, sorularımı yanıtladı. Üç gün sonra tekrar gelmemi, bir çello öğretmeninin ders için orada olacağını, sorularımı ona sorabileceğimi söyledi. Nasıl da mutlu olmuştum.

Aslında çello yolculuğum filmi izlediğim o günden bir buçuk yıl kadar önce başlamıştı. Neden çello: Tamamen tesadüfen. Arkadaşlarıma okuldayken bandoda bariton ve trombon çaldığımı anlatırdım. Sonra tabii, müzikle ilgili bir kariyerim olmadı, mühendis oldum, evlendim, çocuklar, hayat telaşı derken yıllar geçti ve tekrar bir enstrüman çalmayı düşünebilmek için kırklı yaşlarıma dek bekledim. Bas sesleri seviyorum. Bandolar benim için özel ama orkestralar da etkileyici. Özellikle viyolonsel beni en çok etkileyen enstrümanlardan. Hem görünüşü hem de sesi çarpıcı. Bir arkadaşım oğlunun çello öğretmeniyle görüşmemi önerdiğinde emin oldum: Çalmak istediğim enstrüman çelloydu.

Öğretmenle görüştüm, tanıştım. Ama sonrasında ilerleyemedim. Çello pahalı bir enstrüman. Çello dersleri de ucuz değil. Bütçemi ayarlayıp hazır olana dek bir süre beklemem gerekecekti. İşte o süre bir buçuk yıl sürdü.

Hayaller üzerinde çalışmak her zaman mümkün, beklerken bile

Ben de öylece oturup beklemedim. Bir kitapçı vitrininde görüp hemen almaya karar verdiğim Çellocu isimli roman, ilk konserimde 🙂 giymek üzere aldığım siyah elbisem hayalim için o zaman yapabildiklerimdi. Ama en çok eşimin desteği bu konuyu hep gündemde tuttu. Ben ona “hello” dedikçe, o bana “çello” diye yanıt verdi. Eğer başlamazsam, hep bu hayali konuşuyor olacağımı, sözde kalacağını hatırlattı. Hayaller eğer onlar üzerinde yeterince ısrarla durursanız gerçek oluyor. Ben de bütçemi ayarlamak ve başlamak zorundaydım.

çellocu romanı
roman

Tekrar o film akşamına dönersek, evet bir roman, bir siyah elbise ve derin bir tutkuyla, ama enstrümanım olmadan bir buçuk yıllık bir çello gündemim olmuştu. O akşam yaşadıklarım tesadüf değildi bence: Filmi izlemiş, hayalimi hatırlamış, hemen sonrasında pırıl pırıl enstrümanların göz kırptığı o müzik mağazasına rastlamıştım. Doğru zamanın geldiğini o an anlamıştım. Tüm bunlar başlamak için bir işaret olmalıydı. İşaretleri gördüğünüzde geç kalmamalısınız. Yüreğinizde doğru zamanın geldiğini, başlarsanız hayalinize mutlaka bir yol bulacağınızı anladığınızda devam etmelisiniz.

İzleyen yazılarımda çello derslerimden ve güzel öğretmenimden bahsedeceğim. Öğretmenim benim kahramanım. Anlatacağım.

Başlamak İşin Sırrı

Başlamak işin sırrı
Fotoğraf Danielle MacInnes‘e ait. Unsplash‘ten.

Yeni bir şeylere nasıl başladığımızı anlatacak olsak hepimiz farklı şeyler söyleriz. Ancak bir gerçek var ki o değişmez: Başlamak bitirmenin yarısıdır.

Herhangi bir konuda başarı elde etmek, ilerlemek istiyorsanız başlamanız yeterli. Başlamak başarı yolundaki en önemli adımdır desek abartmış olmayız.

Kendi hikayelerimi anlatıyorum ama aslında herkesin benzer hikayeleri olduğunu düşünüyorum. Kişisel gelişimle ilgili okuduğum onca bilgiden sonra hepimizin benzer başarı ve hata davranışları olduğunu görebiliyorum.

Siz de deneyimlemişsinizdir: İdeal zamanın gelmesini, ideal şartların oluşmasını beklemek sadece zaman ve motivasyon kaybettiriyor. Mükemmel iyinin düşmanıdır sözü üzerinde düşünmeye değer.

Bir asker kızı olarak mükemmelliyetçilik ideali ile yetiştirildim. Yıllarca, bir şeyleri başkalarına sunmadan önce mükemmel olmalarını sağlamakla uğraştım. Gerçeği söylemek gerekirse bu çok zahmetli bir çaba idi. Bu zahmetten dolayıdır ki çoğu kez yeni bir şeylere başlamaktan, üretmekten kaçındım. Yeterince rahat hissetmiyordum. Her ne yapıyorsam tam oluyormuş gibi gelmiyordu. Hep bir eksiklik hissi oluyordu. Sonunda bu şekilde çabalamaktan vazgeçtim, yapmamayı tercih eder hale geldim.

Ve kırklı yaşlarımda…

Bir eşiğe geldiğimi hissettim. Çalışkandım. Yetenekli olduğumu da kabul ediyorum. Okulda, iş yerimde, ilişkilerimde iyiydim. Aynı zamanda şanslıydım da. Hayata iyimser bir bakışım olduğundan sanırım, genelde iyi şeyleri kendime çekiyordum. Ama. Evet, ama… Yeni bir şeylere başlama konusunda derin bir korkum vardı. O güne dek yapmam gerekenleri bir şekilde, zorlanarak da olsa yapmıştım, hayatta kalmak için yapmak zorundaydım da. Ancak hayatımın o bölümü artık sona ermişti.

Artık şartlarım daha iyiydi. Daha önce olmadığım kadar özgürdüm. Yeni şeylere başlamak için zaman da uygundu. Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

Yıllar hayal kurarak geçiyordu. Örneğin bir müzik enstrümanı çaldığımı hayal ediyordum. Ya da blog yazdığımı. İhtiyaç sahibi insanlar yararına bir kafe işlettiğimi…

Ama bir türlü başlayamıyordum. Çevremi gözlemledikçe, insanlarla daha çok iletişim kurdukça mükemmelliyetçilik dışında da yollar olduğunu anladım. Yeni bir ürün yaratmak, bir hobiye ya da işe başlamak o kadar da zor olmak zorunda değildi.

Bir şey üzerinde çalışacak isteğiniz varsa, sadece başlayın ve ilerleyin. Bitmek zorunda değil. Bitmiş dediğimiz de göreceli bir durum zaten. Yolculuk sırasında deneyimleyeceklerimiz, öğreneceklerimiz varılacak hedeften daha önemli.

Başlamak küçük parçalara ayırmak, önceliklendirmek ve ilk parçayı yapmak demektir

Proje yöneticisi olarak çalıştığım dönemlerde büyük iş parçalarını daha küçük hikayelere ve hikayeleri de küçük iş parçacıklarına bölmeyi öğrendim. En önemli ikinci adım ise önceliklendirme yapmaktı. İlk iş parçacığını yapmak projenin başlaması anlamına geliyordu. En başta tüm detayları öngörememek çok normal çünkü ilerledikçe öğreniyorsunuz. Değişikliklere adapte olmak, hataları gidermek, ilk başta gündemde olmayan ya da aklınıza gelmemiş güzel özellikleri eklemek derken ilk başladığınızdaki gibi kalmaz hiç bir proje. Bu şekilde ilerlerken bir de bakmışsınız ki küçük iş parçacıkları tamamlandıkça hikayeler, hikayeler tamamlandıkça büyük iş parçaları bitiyor. Tüm başarılı, canlı projeler bu şekilde geliştiriliyor. Bunun o kadar çok örneğini gördüm ki yolun bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim: Adım adım, tek tek, sırayla.

Gerçek hayat da proje yönetimine benziyor belli alanlarda. Aslında, proje yönetimi gerçek hayatta en iyi sonuç veren yöntemleri simule ediyor, onlara öykünüyor.

Diyebiliriz ki, doğru zaman hayal etmeye ilk başladığınız zamandır. Doğru şartlar şu anda içinde bulunduğunuz olanaklardır. Doğru yapma şekli, büyük hikayeyi anlamlı küçük hikayelere bölmektir. Lütfen deneyin bunu. Senaryonuzun üzerinde çalışın: Büyük hikayeyi daha küçük hikayelere, onları da iş parçacıklarına bölün. Sonra en önemli adımı seçin ve yapın. Tebrikler. İşte oldu. Başladınız.

İş parçacıklarınızı mümkün olduğunca küçük tutun. Üzerlerinde periyodik olarak çalışın. Bir ritminiz olsun. Böylece beyniniz bu işle sürekli meşgul olacak, uykunuzda bile çalışacaktır. Siz küçük parçalar üzerinde çalıştıkça, zaman ilerledikçe ve yeterince iş yaptığınızda, bir de bakacaksınız ki bu küçük parçalar birleşmiş ve anlamlı, işe yarar bir bütün haline gelmiş.

Bu elbette çaba gerektiren bir süreç. Ama dikkat ettiniz mi, mükemmeliyetçilik yaklaşımındaki gibi stresli değil. Hayatın içindeki neşeyi keşfediyorsunuz. Bundan daha güzel ne olabilir?

Başlamanın gücü

En zor adım başlamak. Hep meşgulüz, zaman bulamıyoruz. Ya da şartlar nedeniyle ilerleyemiyoruz. Belki maddi zorluklar var. Belki de gerekli yetenekleri kazanana dek beklemek istiyoruz.

İşte bu mükemmelliyetçiliğin ta kendisi.

Yeterince zaman harcadığınız, emek verdiğiniz her şeyi öğrenebilirsiniz. Hatta çoğu yetenekleri pratik yapa yapa kazanırsınız. Söz konusu paraysa, diyelim ki başlayacağınız iş ya da hobi için yeterli bütçeniz yok, o halde şimdilik okuyarak başlayın. Öğrenin. O konuda çalışan, uğraşan başka insanlarla iletişim kurun. Bütün bunlar zihninizi hayaliniz üzerinde aktif ve canlı tutar. İnanın bana, kısa sürede hayalinize doğru bir yol bulacaksınız. Belki bu size atacağınız adımları gösteren beyninizin gücüdür. Belki de algıda seçiciliktir. Bu konuda yine konuşacağız.

Şimdilik haydi sadece başlayalım.