Hayaller Gerçek Olur

hayaller gerçek olur
Fotoğraf Janderson Tulio‘ya ait. Unsplash‘ten.

Hiç farkettiniz mi? Üzerinde yeterince durduğunuz, tabir caizse güçlüce çağırdığınız hayaller gerçek oluyor.

Ekim, 2017. O günü hatırlıyorum. Amir Khan’ın filmi Secret Superstar vizyona girmişti.

Sonbahar ve kış aylarında sinemaya gitmeyi çok seviyorum. Gösterimde bir çok film oluyor, dışarıda hava soğukken içeride seçtiğim filmleri izlemek beni çok mutlu ediyor. Genellikle yoğun bir iş gününün ardından kendimi güzel bir filmle ödüllendiriyorum.

O akşam ayrıca özeldi

Çünkü film bir müzikal dramaydı. En çok sevdiğim iki şeyi barındırıyordu: Müzik ve drama.

Sinema bir alışveriş merkezinin içindeydi. Kahvemi içip filmi izlemeye geçtim. Müzik dolu bir filmdi. Gitarını çalmak, şarkılarını özgürce söylemek isteyen küçük bir kızın hikayesini anlatıyordu. Maalesef bir çok engelle, özellikle de babasıyla mücadele etmek zorundaydı hayalini yaşayabilmek için. Ama sonunda hayalleri gerçek oldu. Tutkusu sayesinde tüm problemlerin üstesinden geldi.

Çok etkilenmiştim. Amir Khan’ın hikaye anlatma biçimini seviyorum. Kalpten geliyor anlattıkları. Hem hikaye hem de filmdeki müzikler kalbimi tutkuyla doldurdu. Film bittiğinde kendime şu soruyu sordum: Peki sen ne zaman başlamayı düşünüyorsun?

Sinema üçüncü kattaydı. Merdivenlerden indiğimde, ikinci katta birden bire şaşkınlıkla donakaldım. Daha önce görmediğim, muhtemelen yeni açılmış bir müzik mağazası çıkmıştı karşıma. İç geçirerek vitrindeki enstrümanlara baktım. Dükkanın orta yerinde tüm güzelliği ile duran viyolonseli o zaman farkettim.

İlk defa bir viyolonsele bu kadar yakın olmuştum

Adımlarım beni mağazanın ortasına götürdü. Aslında kalbimin sesiydi beni oraya çeken. Gittim ve mağazadaki görevliye çello çalmak istediğimi söyleyip sorular sormaya başladım. Görevli çellonun fotoğrafını çekmeme izin verdi, sorularımı yanıtladı. Üç gün sonra tekrar gelmemi, bir çello öğretmeninin ders için orada olacağını, sorularımı ona sorabileceğimi söyledi. Nasıl da mutlu olmuştum.

Aslında çello yolculuğum filmi izlediğim o günden bir buçuk yıl kadar önce başlamıştı. Neden çello: Tamamen tesadüfen. Arkadaşlarıma okuldayken bandoda bariton ve trombon çaldığımı anlatırdım. Sonra tabii, müzikle ilgili bir kariyerim olmadı, mühendis oldum, evlendim, çocuklar, hayat telaşı derken yıllar geçti ve tekrar bir enstrüman çalmayı düşünebilmek için kırklı yaşlarıma dek bekledim. Bas sesleri seviyorum. Bandolar benim için özel ama orkestralar da etkileyici. Özellikle viyolonsel beni en çok etkileyen enstrümanlardan. Hem görünüşü hem de sesi çarpıcı. Bir arkadaşım oğlunun çello öğretmeniyle görüşmemi önerdiğinde emin oldum: Çalmak istediğim enstrüman çelloydu.

Öğretmenle görüştüm, tanıştım. Ama sonrasında ilerleyemedim. Çello pahalı bir enstrüman. Çello dersleri de ucuz değil. Bütçemi ayarlayıp hazır olana dek bir süre beklemem gerekecekti. İşte o süre bir buçuk yıl sürdü.

Hayaller üzerinde çalışmak her zaman mümkün, beklerken bile

Ben de öylece oturup beklemedim. Bir kitapçı vitrininde görüp hemen almaya karar verdiğim Çellocu isimli roman, ilk konserimde 🙂 giymek üzere aldığım siyah elbisem hayalim için o zaman yapabildiklerimdi. Ama en çok eşimin desteği bu konuyu hep gündemde tuttu. Ben ona “hello” dedikçe, o bana “çello” diye yanıt verdi. Eğer başlamazsam, hep bu hayali konuşuyor olacağımı, sözde kalacağını hatırlattı. Hayaller eğer onlar üzerinde yeterince ısrarla durursanız gerçek oluyor. Ben de bütçemi ayarlamak ve başlamak zorundaydım.

çellocu romanı
roman

Tekrar o film akşamına dönersek, evet bir roman, bir siyah elbise ve derin bir tutkuyla, ama enstrümanım olmadan bir buçuk yıllık bir çello gündemim olmuştu. O akşam yaşadıklarım tesadüf değildi bence: Filmi izlemiş, hayalimi hatırlamış, hemen sonrasında pırıl pırıl enstrümanların göz kırptığı o müzik mağazasına rastlamıştım. Doğru zamanın geldiğini o an anlamıştım. Tüm bunlar başlamak için bir işaret olmalıydı. İşaretleri gördüğünüzde geç kalmamalısınız. Yüreğinizde doğru zamanın geldiğini, başlarsanız hayalinize mutlaka bir yol bulacağınızı anladığınızda devam etmelisiniz.

İzleyen yazılarımda çello derslerimden ve güzel öğretmenimden bahsedeceğim. Öğretmenim benim kahramanım. Anlatacağım.

Dreams Come To Reality If You Call Them

playing cello im y dreams
Photo by Janderson Tulio on Unsplash

Did it ever happen to you? I’m sure it did. Dreams come to reality if you insist on calling them.

I exactly remember that date. The movie by Amir Khan, Secret Superstar was released. It was October, 2017.

I like to see movies especially in autumn and winter. That time of the year is perfect for indoor activities. Mostly, charming movies are released and I usually gift myself with them after work.

That evening was even more special

Because the movie was a musical drama. It combined the top two things I loved: Music and drama.

The cinema was in a shopping mall. As usual I had my coffee in one of the coffee shops and walked to the cinema. The movie was full of music. It told about a little girl who wanted to play her guitar and sing songs freely. Unfortunately, she had many obstacles. She had to struggle with his father. But at last, her dreams came to reality. Her passion overcame all the problems.

I was so impressed and excited. I like the way Amir Khan tells stories. They come from heart. Both the story and the music in the movie filled my heart with passion. In the end, I asked myself: So when do you think you can give a start?

The cinema was on the third floor of the mall. I walked down the stairs to the second floor and stayed shocked there when I noticed a music shop that I did not see before. It must be new, I thought. I stared at all the instruments with a sigh. And I noticed that beautiful violoncello in the middle of the shop.

The first time I came very close to a violoncello

I followed my foot steps into the shop. Those were in fact my heart steps. Soon after, I was by the cello asking questions about it. I said I wanted to learn how to play it. The shopman was kind and helpful. He allowed me to take a photo of the instrument and told me to visit the shop three days later. A cello teacher was going to visit the shop to organize music lessons and I would ask my questions to her.

Until my next visit, I thought about my cello journey which in fact began one and a half years before that movie day. It just began by coincidence: I remember talking to my friends about the days I played baritone and trombone in the school band. Then years passed, I did not have a career in music, I became an engineer, got married, had children and waited for years to get ready to play an instrument again. In my forties, I found myself trying to decide which instrument to play. I always liked bass sounds. Bands were special for me but I also liked orchestras. And violoncellos were the most impressive instruments for me. Their sound and look was charming. So I was sure that it would be a cello when one of my friends adviced me to talk to his son’s cello teacher.

I did. But I couldn’t proceed. Because cello was an expensive instrument. So were the cello lessons. I had to wait for a while till I organized my budget and felt ready to start. That while lasted for one and a half years.

Go on working on your dreams even if you’re in waiting state

But I did not just wait during that period of time. I bought a novel telling about a cellist. I remember seeing it in the bookstore and buying it immediately. Then I bought a black dress to wear in my first concert 🙂 But more than these, it was my husband who always kept the topic hot: Whenever I said “hello”, he literally replied with the word “cello”. He said that if I didn’t give a start, it would constantly remain as a dream. Dreams come to reality if you insist on them. So I had to adjust my budget and start.

the novel
the novel

Coming back to that movie evening, yes, I had a cello journey of one and a half years with a noveI, a black dress, lots of passion, but without an instrument. I thought that wouldn’t be a coincidence: I saw the movie, I realized my dreams, walked dowstairs and the music shop welcomed me with shining instruments. I understood that the right time came at last. That was a sign to start. You shouldn’t be late when signs appear. You feel in your heart that it’s the right time. And you feel that you’ll find a way if you just start.

I will tell about the cello lessons and my beautiful teacher in the coming posts. She is my hero. Watch for why.

Başlamak İşin Sırrı

Başlamak işin sırrı
Fotoğraf Danielle MacInnes‘e ait. Unsplash‘ten.

Yeni bir şeylere nasıl başladığımızı anlatacak olsak hepimiz farklı şeyler söyleriz. Ancak bir gerçek var ki o değişmez: Başlamak bitirmenin yarısıdır.

Herhangi bir konuda başarı elde etmek, ilerlemek istiyorsanız başlamanız yeterli. Başlamak başarı yolundaki en önemli adımdır desek abartmış olmayız.

Kendi hikayelerimi anlatıyorum ama aslında herkesin benzer hikayeleri olduğunu düşünüyorum. Kişisel gelişimle ilgili okuduğum onca bilgiden sonra hepimizin benzer başarı ve hata davranışları olduğunu görebiliyorum.

Siz de deneyimlemişsinizdir: İdeal zamanın gelmesini, ideal şartların oluşmasını beklemek sadece zaman ve motivasyon kaybettiriyor. Mükemmel iyinin düşmanıdır sözü üzerinde düşünmeye değer.

Bir asker kızı olarak mükemmelliyetçilik ideali ile yetiştirildim. Yıllarca, bir şeyleri başkalarına sunmadan önce mükemmel olmalarını sağlamakla uğraştım. Gerçeği söylemek gerekirse bu çok zahmetli bir çaba idi. Bu zahmetten dolayıdır ki çoğu kez yeni bir şeylere başlamaktan, üretmekten kaçındım. Yeterince rahat hissetmiyordum. Her ne yapıyorsam tam oluyormuş gibi gelmiyordu. Hep bir eksiklik hissi oluyordu. Sonunda bu şekilde çabalamaktan vazgeçtim, yapmamayı tercih eder hale geldim.

Ve kırklı yaşlarımda…

Bir eşiğe geldiğimi hissettim. Çalışkandım. Yetenekli olduğumu da kabul ediyorum. Okulda, iş yerimde, ilişkilerimde iyiydim. Aynı zamanda şanslıydım da. Hayata iyimser bir bakışım olduğundan sanırım, genelde iyi şeyleri kendime çekiyordum. Ama. Evet, ama… Yeni bir şeylere başlama konusunda derin bir korkum vardı. O güne dek yapmam gerekenleri bir şekilde, zorlanarak da olsa yapmıştım, hayatta kalmak için yapmak zorundaydım da. Ancak hayatımın o bölümü artık sona ermişti.

Artık şartlarım daha iyiydi. Daha önce olmadığım kadar özgürdüm. Yeni şeylere başlamak için zaman da uygundu. Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

Yıllar hayal kurarak geçiyordu. Örneğin bir müzik enstrümanı çaldığımı hayal ediyordum. Ya da blog yazdığımı. İhtiyaç sahibi insanlar yararına bir kafe işlettiğimi…

Ama bir türlü başlayamıyordum. Çevremi gözlemledikçe, insanlarla daha çok iletişim kurdukça mükemmelliyetçilik dışında da yollar olduğunu anladım. Yeni bir ürün yaratmak, bir hobiye ya da işe başlamak o kadar da zor olmak zorunda değildi.

Bir şey üzerinde çalışacak isteğiniz varsa, sadece başlayın ve ilerleyin. Bitmek zorunda değil. Bitmiş dediğimiz de göreceli bir durum zaten. Yolculuk sırasında deneyimleyeceklerimiz, öğreneceklerimiz varılacak hedeften daha önemli.

Başlamak küçük parçalara ayırmak, önceliklendirmek ve ilk parçayı yapmak demektir

Proje yöneticisi olarak çalıştığım dönemlerde büyük iş parçalarını daha küçük hikayelere ve hikayeleri de küçük iş parçacıklarına bölmeyi öğrendim. En önemli ikinci adım ise önceliklendirme yapmaktı. İlk iş parçacığını yapmak projenin başlaması anlamına geliyordu. En başta tüm detayları öngörememek çok normal çünkü ilerledikçe öğreniyorsunuz. Değişikliklere adapte olmak, hataları gidermek, ilk başta gündemde olmayan ya da aklınıza gelmemiş güzel özellikleri eklemek derken ilk başladığınızdaki gibi kalmaz hiç bir proje. Bu şekilde ilerlerken bir de bakmışsınız ki küçük iş parçacıkları tamamlandıkça hikayeler, hikayeler tamamlandıkça büyük iş parçaları bitiyor. Tüm başarılı, canlı projeler bu şekilde geliştiriliyor. Bunun o kadar çok örneğini gördüm ki yolun bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim: Adım adım, tek tek, sırayla.

Gerçek hayat da proje yönetimine benziyor belli alanlarda. Aslında, proje yönetimi gerçek hayatta en iyi sonuç veren yöntemleri simule ediyor, onlara öykünüyor.

Diyebiliriz ki, doğru zaman hayal etmeye ilk başladığınız zamandır. Doğru şartlar şu anda içinde bulunduğunuz olanaklardır. Doğru yapma şekli, büyük hikayeyi anlamlı küçük hikayelere bölmektir. Lütfen deneyin bunu. Senaryonuzun üzerinde çalışın: Büyük hikayeyi daha küçük hikayelere, onları da iş parçacıklarına bölün. Sonra en önemli adımı seçin ve yapın. Tebrikler. İşte oldu. Başladınız.

İş parçacıklarınızı mümkün olduğunca küçük tutun. Üzerlerinde periyodik olarak çalışın. Bir ritminiz olsun. Böylece beyniniz bu işle sürekli meşgul olacak, uykunuzda bile çalışacaktır. Siz küçük parçalar üzerinde çalıştıkça, zaman ilerledikçe ve yeterince iş yaptığınızda, bir de bakacaksınız ki bu küçük parçalar birleşmiş ve anlamlı, işe yarar bir bütün haline gelmiş.

Bu elbette çaba gerektiren bir süreç. Ama dikkat ettiniz mi, mükemmeliyetçilik yaklaşımındaki gibi stresli değil. Hayatın içindeki neşeyi keşfediyorsunuz. Bundan daha güzel ne olabilir?

Başlamanın gücü

En zor adım başlamak. Hep meşgulüz, zaman bulamıyoruz. Ya da şartlar nedeniyle ilerleyemiyoruz. Belki maddi zorluklar var. Belki de gerekli yetenekleri kazanana dek beklemek istiyoruz.

İşte bu mükemmelliyetçiliğin ta kendisi.

Yeterince zaman harcadığınız, emek verdiğiniz her şeyi öğrenebilirsiniz. Hatta çoğu yetenekleri pratik yapa yapa kazanırsınız. Söz konusu paraysa, diyelim ki başlayacağınız iş ya da hobi için yeterli bütçeniz yok, o halde şimdilik okuyarak başlayın. Öğrenin. O konuda çalışan, uğraşan başka insanlarla iletişim kurun. Bütün bunlar zihninizi hayaliniz üzerinde aktif ve canlı tutar. İnanın bana, kısa sürede hayalinize doğru bir yol bulacaksınız. Belki bu size atacağınız adımları gösteren beyninizin gücüdür. Belki de algıda seçiciliktir. Bu konuda yine konuşacağız.

Şimdilik haydi sadece başlayalım.

How Just Beginning Leads You

The power of beginning
Photo by Danielle MacInnes on Unsplash

We all have stories about how things began. Beginning is half of the way to completion.

If you want to achieve a specific thing, just begin it. Beginning is the most important part of the progress to achievement.

I will tell you about my stories. But I’m pretty sure that my stories are very similiar to yours. Having read lots of articles on personal growth, I’m now able to understand that we all have common failure and success points.

Waiting for the ideal time to come or ideal circumstances to occur, you just lose time and motivation. Perfectionism does nothing better. Rather, it delays the “good” to happen.

As a child of a soldier, I was grown up with the ideal of perfectionism. I spent years to make things get perfect before I put them on the stage. To tell the truth, this was hard work. And that was why I always avoided beginning and producing new things. I was not feeling comfortable. I needed to work harder and harder. So at last, I gave up.

My forties

In my forties, I came to a threshold. I knew that I was hardworking. It was also obvious that I was talented. I was good at school, good at work, good at relationships. That was not all: I was also lucky. With an optimistic insight for life, I mostly attracted the good to me. But. Yes, but… I deeply had a fear to start new things. What I achieved until now was what I had to do. I had no other choice than achieving to survive in life. And that episode came to an end.

I was now at better conditions. I had more freedom than ever. The time seemed to be OK to start new things. But, I did not know how.

Years passed dreaming. I dreamed that I played an instrument. How about being a blogger? I dreamed that I had a cafe that I ran on benefit of the people in need.

But I was not still starting.

Observing the world around me and getting into more relationships with people, I realized that there was an other way than perfectionism. Creating a new product, starting a new hobby or work didn’t have to be that much difficult.

If you have the will to work on something, just begin it and make progress. It doesn’t have to be completed. Completion itself is a relative concept. And the journey is more important than the destination.

Beginning means breaking into smaller pieces, prioritizing and doing the first task

Working as a project manager, I began to learn breaking huge epics into smaller stories and stories into smaller tasks. Second hint was setting priorities. Beginning the first task started the project. It’s OK not to cover all the details at the beginning. You can’t. Because you learn as you go. You have to adapt to changes. You have to fix bugs. Most of the time you have to add features that you were not aware at the beginning. As you go, tasks complete into stories and stories complete into epics. That is how living projects are created. I saw lots of them. This was the way. Step by step, one by one.

Coping with real life is very similiar to project management. In fact, project management simulates real life issues. Best practises involve real life cases.

The right time is the first time you started dreaming. The right circumstances is the environment you are totally in. The perfect way of doing is breaking the huge scenario into a group of epics which are large meaningful stories. Please do it. Practise working on your whole scenario by breaking epics into stories and stories into tasks. Finally, select the most important step and just do it . Congrats. There you are. You began.

Keep tasks as small as possible. Do them periodically. Have a rhythm. This will let your brain work on the process continuously, even when you are in sleep. So the more you work on your little tasks, the more they will gather to turn into a bundle of useful achievements… As the time passes… And enough of the work is done.

Of course, this is hard work. But it is no more stressing. You’re just exploring the joy in life.

The power of beginning

The hardest step is beginning. Because we are busy and can’t find time. Or we can’t proceed because of the circumstances. May be we don’t have enough money though the work requires it. Or sometimes we wait until we gain the right skills.

This is all perfectionism.

You can learn anything if you spend enough time and effort on it. Not so surprisingly, most of the skills are gained as you practise. To talk for money, if you don’t have enough budget now, say for your hobby, why not starting reading about it? Why not reaching out people who practise the hobby and be part of the community? This keeps your mind busy on your dream. Believe me, you’ll find ways to your dream not so later on. Perhaps this is the power of your brain. It’s showing you the foot steps. Or perhaps this is selective perception. We’ll talk about it more.

So, let’s just begin.

Neşe Rehberim, Seni Özleyeceğim

Neşe rehberim dedeciğimle
dedem ve ben

Neşe dolu bir hayatı nasıl yaşayacağımı dedeciğimden öğrendim. Bu dünyadaki yaşamımın onunki gibi bir vedayla sonlanmasını o kadar çok isterim ki.

Dedeciğime veda edeli bir kaç ay oldu. 14 Ocak’ta, vasiyetine uygun olarak doğduğu köye defnetmek üzere yola çıktık.

Zor bir gündü. Dört saat süren yolculuk boyunca içimde Eric Satie’nin Gnosienne’i durmaksızın çaldı. Zihnim ve kalbim dedeciğimle dopdoluydu.

Dedemi çello eksenli blogumun en merkezine taşıyan nedir diye düşünüyorum. Aslında blogun amacıyla aynı şey: Neşe.

Dedem benim için neşeye giden yolu öğreten kişiydi. İçimi ısıtan, turuncu bir sözcük neşe.

Neşe hayatın anlamıdır

Uğraştığınız her ne ise, eğer içinde neşe varsa, yaşadığınızı hissedersiniz.

Neşe hayatın tadıdır, bilgeliğidir, taşıyıcı kolonudur. Onsuz şu koca evrende kaybolmuş hissedersiniz.

Neşe mutluluktan farklı bir şey. Mutluluk öğrenilebilen, çeşitli tekniklerle simule edilebilen bir olgu. Ancak neşe, içinizden gelen, derinlerinizde bir yerde var olan, ortaya çıkarılmayı bekleyen sıcacık bir öz.

Neşe tüm varlıklarda bulunan bir cevher. Hayatın kalbinde, doğanın sürekli yenilenişindeki heyecan gibi hep var. Hayatı ilginç kılan ve sizi yaşamı keşfetmeye iten de neşenin ta kendisi.

Hidden Figures (Gizli Sayılar) filminde anlatıldığı gibi, Katherine Globe Johnson için sayılar… ya da The Man Who Knew Infinity (Sonsuzluk Teorisi) filminde anlatıldığı gibi Srinivasa Ramanujan için denklemler… ya da The Theory of Everything (Her Şeyin Teorisi) filminde anlatıldığı gibi Stephan Hawking için zaman… Neşenin ta kendisi.

Neşe bilim insanlarını hayatı keşfetmeye, sanatçıları hayatı ifade etmeye iten motivasyon. Hayatı şahane kılan en büyük güç.

Önceki yazımda neşeden bahsetmiştim:

Evrensel müzikte bir nota olmak, tüm varlıkla birlikte yapılan müziğin, o neşenin bir parçası olmak istiyorum. Hayatın her alanında, bütünsel bir şekilde neşe aramak, neşeyi yaşamak bana çok heyecan veriyor.

Neşeyi nasıl bulup ortaya çıkaracağımı ondan öğrendim

Dedeciğim her zaman güleryüzlüydü. Özellikle yaşlandıkça ve bilgeleştikçe bu daha da oturmuştu. Sesi ahenkliydi. Yumuşacık, şefkatli ve çok tatlı bir tonu vardı. Kur’an okurken gözlerimi kapatır dinlerdim. Yüce göklerin müziğini bu dünyaya taşır gibiydi.

Tüm canlıları seven, şefkatli, zarif bir insandı. Allah’a olan samimi imanıyla, ne biliyorsa öğretmek isterdi. Böylelikle sevdiklerini korumaya çalışırdı.

Geçmişe dair hikayelerini dinlemeye bayılırdık. Zor şeyler yaşamıştı. Tüm o koşullar altında dahi ailesine, çevresindeki insanlara şefkatle yaklaşmıştı. Zorluklarda nasıl ayakta kalınacağı konusunda ilham verenimdi. Uzun yıllar ayrı şehirlerde yaşamış olsak da, son altı yıldır aynı şehirdeydik. Her fırsat bulduğumda ziyaret edip sohbet etmeye çalışırdım.

Köşesinde otururken bizim geldiğimizi farkettiğinde heyecanlanırdı. “Betül mü gelmiş” diyerek yerinden doğrulmaya çalışır, kocaman sarılırdı. O köşesinde daima insanlığın iyiliği için dua ederdi.

Kendimizi aşmamız, daha güzel bir insan olmamız için öğütler verirdi.

Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de şefkatinden nasibini alırdı. Bazen bizim kedilerimizden konuşurduk. Vaktiyle kendisinin baktığı bir kedicik varmış. Gelip göğsünde uyuyakalırmış. Dedeciğim de onu uyandırmamak için kıpırdamadan otururmuş. Bunu gözlerinin içi gülerek anlatırdı. Evdeki bitkilere dualar okur, onlarla konuşurdu. Canımmm deyişini duymalıydınız.

Allah’ın öğütlerinden bahsederken coşkulu olurdu. Gecenin geç saatlerinde Biricik Sevdiği’nin huzurunda olmaktan neşe duyardı.

Şu hayatta her ne yapıyorsam içindeki neşeyi bulup çıkarmam gerektiğini bana dedem öğretti.

Neşe rehberim dedeciğimin vedası
dedeciğim merhaba ve hoşçakal derken

Güneşli bir öğleden sonraydı…

Kış olduğu halde hava ılıktı. Cenaze töreni çok kalabalıktı. İnsanlar saygılı derin bir sessizlik içindeydi.

Mezarlığa kadar bizi iki köpek izledi, koşarak, oynaşarak. Kuşların cıvıltısını, tüm bitkilerin o tatlı güneş altında parıldayışını, havadaki neşeli huzur kokusunu içime yazdım.

Onu öylece toprağın altına bırakırken ne garip ki hüzünden çok huzur hissediyorduk. Mevlana’nın düğün günü benzetmesindeki gibi. Sevgilisine kavuştuğunu biliyorduk.

Öğleden sonraları çok severim. Günün en güzel zamanlarıdır benim için. Güneşli, ılık kış günlerinde, uzun yaz öğleden sonralarında çok mutlu olurum. Sanki neşe dolu uzunca bir hayat yaşamışım, yapılacak ne varsa yapmışım ve artık gitmeye hazırım, arkamda da şahane bir hikaye ya da tango bırakıyormuşum gibi…

Erkek kardeşim dedemin vefat haberini aldığında bu tangoyu dinliyormuş. İçindeki neşe ve hüzün ne güzel hissediliyor, değil mi? Bu parçayı dedeme adadık. Bizimle hala kendi müziğiyle yaşadığına inanıyoruz.

My Joy Mentor, I Will Miss You

My joy mentor grandpa giving me a hug
my grandpa and me

I learned to live a life full of joy from my grandpa.

I wish I say goodbye to my life on this planet just as the way he did.

It has been a few months since he passed away.

On January the 14th, we were on the way to our little village where my grandpa was born and lived for years.

He wanted to be buried there and we respected his will.

Actually it was a heavy day. For about four hours till we reached the village, we were busy with our memories with him.

The music of these sad moments was the Gnossienne No.1 by Eric Satie.

What makes him the center of a life-with-a-cello blog is what makes him so important for me: I’m now sure that he was the joy mentor in my life. Joy is a warm, orange word for me.

Joy is the meaning of life

To tell it the other way, you feel that you live if you can put joy in everything you deal with.

Joy is the taste of life, it’s the wisdom of life, it’s the carrying column of life. Without joy, you feel lost in this huge universe.

Joy is something different from happiness. You can simulate happiness through lots of techniques. On the other hand, joy is something that comes from your inner self.

Joy is what you can find in all beings. It’s at the heart of life, it’s the renewal of nature now and then, it’s what makes life interesting and what makes you motivated to explore it.

For example, it’s the numbers for Katherine Globe Johnson (as described in the movie Hidden Figures) or equations for Srinivasa Ramanujan (as described in the movie The Man Who Knew Infinity) or time for Stephan Hawking (as described in the movie The Theory of Everything).

Joy is the motivation that makes scientists discover life and artists express life. It’s the power that makes us live fabulous lifes.

In my previous post, I’ve already talked about it:

I wanna be a note in the universal music. I wanna be a part of that harmony and joy together with all beings. Seeking joy in all aspects of life with a full integrity mood is what makes me excited.

My grandpa taught me to seek joy in life

He always had a smiling face, especially when he got older and wiser. His voice was musical. When you listened to him reading the holy texts closing your eyes, you would feel as if he was bringing you the music from the unreachable skies.

He had a loving heart, compassionate for every living creature. His faith in God motivated him to teach what he knew and what he learned. He was kind hearted.

We would love to hear his stories about the past, how he survived under hard conditions, and how he behaved kindly his loved ones even in such bad circumstances. After living years apart from him, I’d been living in the same city for the past six years. I tried to visit him whenever I had time from daily duties and work.

He used to sit in his corner, and when he noticed that I was in, he used to try to stand up and make a giant hug. I’ll always remember him sitting there, praying for the good of humanity and advising us being a better version of ourselves every new day.

Not only human-beings, but also animals and plants were subject to his love and prayers.

You could feel how he felt joy when talking about God’s advices. And it was obvious he loved to be with his Loved One during the late nights.

He taught me to seek joy in whatever I do in life.

My joy mentor grandpa saying good bye
my grandpa saying hello and good-bye

It was a sunny afternoon…

Though it was winter, the weather was warm. The funeral was crowded and the people were full of respect. The dogs followed us till the cemetery playing and running. The birds were singing, the flowers were shining and smelling. You could feel the cheerful peace in the air. We left him there under the ground. Somehow none of us felt as if that was a very sad moment. Instead, it was a concentrated moment full of joy.

Afternoons are the best time of the day for me. A sunny and warm winter day is perfect. A long summer afternoon also makes the same effect: It’s as if you lived a life full of joy, eh you’re a bit tired and ready to go, and what you leave behind is a perfect story. Or a perfect tango.

My brother dedicated this tango to our granpa and his life. We can watch him still living with us in his own music.