Adım Adım İlerlemek

adım adım çıkalım merdivenden
Fotoğraf Dimaz Fakhruddin‘e ait. Unsplash‘ten.

İsteklerinize ulaşmak için nasıl bir yol izlersiniz? Her şey bir anda mı olsun istersiniz yoksa adım adım mı ilerlersiniz?

Genelde her şeyi çabucak kolayca halletme eğilimindeyiz. Bazı durumlarda bu mümkün. Ancak çoğu kez, gitmek istediğiniz yere adım adım ulaşmanızı sağlayacak bir yol haritası izlemeniz gerekir.

İlerlemenin en önemli basamağı başlamak. Başlamak aslında bir yol haritanızın da olması anlamına geliyor. Hayatın doğası gereği planınız siz ilerledikçe elbette değişecek. Ne var ki bir planınız olduğunda zihniniz hedefinizle sürekli meşgul olacağından size de yön vermeye başlayacak. Bu konuda daha önce şöyle yazmışım:

İş parçacıklarınızı mümkün olduğunca küçük tutun. Üzerlerinde periyodik olarak çalışın. Bir ritminiz olsun. Böylece beyniniz bu işle sürekli meşgul olacak, uykunuzda bile çalışacaktır. Siz küçük parçalar üzerinde çalıştıkça, zaman ilerledikçe ve yeterince iş yaptığınızda, bir de bakacaksınız ki bu küçük parçalar birleşmiş ve anlamlı, işe yarar bir bütün haline gelmiş.

Bu adım adım ilerlemek demek

Merdiven basamaklarını birer birer çıkmak gibi. Elbette bir defada iki üç basamak da çıkabilirsiniz, gayet mümkün. Ancak merdivenin en tepesine bir defada tırmanamazsınız.

Tekrar bir enstrüman çalmak için yıllarca bekledikten ve nihayet hayallerime doğru bir yol bulduktan sonra, DoRe Müzik Akademi’ye ilk ziyaretimi yaptım. Bu aslında son derece önemli bir adımdı. Akademi’de çello dersleri veren bir müzik öğretmeniyle tanışacaktım.

Çok heyecanlıydım. Öğretmeni görür görmez hayatımda yeni bir sayfanın açıldığını anladım. Gülümseyen yüzüyle kendimi o kadar rahat hissetmemi sağladı ki beni o noktaya getiren yolculuğum hakkında ne var ne yoksa anlatmaya başladım. Bir öğretmen olarak öğrencilerinden çokça hikayeler duymuş olmalıydı. Benim içinse yıllar sonra karşılaştığım ilk müzik profesyoneliydi. Bu yüzden o heyecanla tüm hikayelerimi bir çırpıda anlatmak istiyordum 🙂

Sık sık yaşadığım bir durumdan söz etmek istiyorum

Bir şeyin benim için doğru olduğunu kalben anladığımda karar vermekte çabuk davranırım. Konu hakkında o kadar çok düşünmüş ve hayal kurmuşumdur ki kalbim gelen işaretleri kabul etmeye pek hazır olur. Acele ettiğimi düşünebilirsiniz, öyle görünüyor haklısınız, ama şu da bir gerçek ki hayatım boyunca ne zaman tereddüt etmeden karar vermişsem o konuda mutlaka ilerleme kaydetmişimdir. Büyük hayaller kur, çok düşün, hızlı karar ver benim mottom diyebilirim. Bu yaklaşımın çok faydasını gördüm. Bunca yılın deneyimiyle artık çok da korkmadan karar alabiliyorum. Zaman içerisinde gerektikçe ufak tefek rötuşlar, ince ayarlar yapabileceğimi bilmek beni daha da cesur kılıyor. Kararımın mükemmel olmasına gerek yok, iyi bir altyapısı olması yeterli. Nasıl olsa detaylar üzerinde gerektiğinde düzenlemeler yapabileceğimi biliyorum.

İşte o gün de öğretmenimle tanışıp konuştuktan sonra derslere başlamaya karar verdim. Birlikte haftada bir saat çalışacak şekilde bir ders planı yaptık.

Öğretmenim öğrenci çellosu olarak fabrikasyon bir 3/4 Rösler’in yeterli olacağını söyledi, ben de çellonun siparişini verdim. Gerçekten rüya gibiydi. Üç gün içerisinde bir viyolonselim olacaktı, ki o güne dek bu enstrümanı canlı olarak sadece konserler sırasında orkestralarda görmüştüm. Kaç adım birden atmış oldum dersiniz? O günden bir hafta öncesine kadar bunların hiç birisi söz konusu bile değildi.

Ve bu da adım adım vazgeçiş:

Kendi kendime “Acaba çok mu hızlı gidiyorum?” diye sorduğumu hatırlıyorum. O vazgeçiş anlarını iyi bilirim. Her ne kadar karardan önce konu üzerinde gerçekten uzun zaman düşünmüş, hayal kurmuş olsam da geri adım atma eğilimindeydim. Ama hayır. Vazgeçmek bana hiç bir zaman iyi gelmemişti. Hatta tereddüt anlarında ileri adım attığımda her zaman gerçekten de ilerleme kaydetmiştim.

İşte böyle saniyeler süren bir iç konuşmadan sonra cesaretimi yeniden topladım ve ilerlemeye karar verdim. Bu davranışım acaba kaç adıma karşılık geliyordu? Bilmiyorum. Ölçemedim. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda diyorum ki: Şükürler olsun, iyi ki yürüdüm.

Öğretmenimle görüştükten üç gün sonra müzik mağazasından çellomu teslim aldım. Rösler 3/4. Minyon tipli olduğumdan 3/4 boyutlu bir enstrümanla başlamak daha uygun olacaktı. Standart boyuttan daha kısa ve küçük bir enstrüman. Viyolonsellerin farklı yaş ve vücut boyutunda insanlara uygun olacak şekilde çeşitli boylarda üretildiğini de o gün öğrenmiştim.

Karşınızda Özge Nemutlu

Ne tesadüftür ki, öğretmenim de minyon bir kadındı. Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü’nden mezundu ve okulunda 3/4 çello çalan ilk ve tek öğrenciydi. Hocaları bu boyutta bir çello ile eğitim yapılabileceğini kabul etmek istememişlerdi. Özge Hanım bunun için çok mücadele vermiş, zor da olsa kabul ettirmeyi başarmıştı. Diğer deyişle, minyon ama büyük bir kadındı.

Bu zorlu mücadele sayesinde, kendisinden sonra gelenlerin de yolunu açmıştı. Anatomik olarak çelloya çok da uygun olmayan biri olarak, ufak tefek birinin çelloyu nasıl çalabileceğini bilen bir öğretmene rastlamış olduğum için çok şanslıydım. Öğretmenim nasıl zorluklar yaşayabileceğimi ve hangi tekniklerle bunların üstesinden gelebileceğimi biliyordu. Zorluk yaşadığımda ihtiyacım olan motivasyonu en iyi o verirdi çünkü kendisi de benzer yollardan yürümüştü.

Vazgeçebilirdim. Bu pek de kolay olmayacak yolu hiç göze almayabilirdim. Çello çalınması zaten zor bir enstrümanken bir de benim fiziksel durumum eklenince iyice zahmetli bir yolum olacaktı. Ama işin sırrını çözmüştüm: Mümkündü, sadece ciddi bir çaba gerektiriyordu. Bu çaba gün içinde saatlerce egzersiz yapmak değildi. Bunu zaten yapamazdım. Çalışıyordum, zamanım kısıtlıydı. Söz ettiğim çaba, bu yolculuğu zorluklarıyla ve neşesiyle bir bütün olarak kabul edebilmek ve vazgeçmemekti. Sonraki adımların ne olacağını detaylıca bilmiyordum. Bunun çok da önemi yoktu. Yaşayacak ve görecektim. Yoldayken öğrenecektim.

Bir yolculuğu heyecan verici kılan tam da bu işte: Her zaman sürprizlerle karşılaşmanız mümkün. Adımları ön göremez ya da dikkatle planlayamazsanız korkmayın. Bu kadar detaylı plan yapmak zaten mümkün değil. Ama emin olun, bir kez yola çıktığınızda, her zaman bir sonraki adımın ne olacağını bileceksiniz.

Veee yolculuğun başlamasına izin verdim

İşin püf noktaları: Doğru boyutta bir enstrüman, yetenekli ve donanımlı bir öğretmen ve yolu adım adım sabırla yürüyecek, vazgeçmeyecek bir öğrenciydi. Sanırım o gün işte bu üçü bir araya geldi. Özge Nemutlu‘nun öğrencisi olduğum için çok mutluyum.

With my cello teacher
Öğretmenimle. Fotoğraf ABRSM Cello Grade-1 sınav günümden.

Öğretmenim hem bu dersi alabileceğim en uygun kişilerden biriydi, hem de gülümseyen yüzü, müzikal sesi, hoş edasıyla etkileyiciydi. Öğrencisi olduğumu hayal ettim. Birlikte çok güzel zamanlar geçireceğimizden emindim.

Benim için hikayeler başarılardan daha önemli. Bir başarı eğer arkasında etkileyici, ilham verici bir hikaye varsa anlamlı oluyor. Amacım virtüöz olmak değildi. Tek istediğim müzikli güzel zamanlar geçirmek ve hayatım için müzik temelli hikayeler oluşturmaktı. Adımları teker teker teker atarak ilerlerken tüm bu deneyimi neşe dolu bir yolculuğa dönüştürmek, hem kendim hem de izleyicilerim için ilham verici hikayeler toplamak istiyordum.

Ooo! İlk defa izleyici sözcüğünü kullanıyorum. Ben de şaşırdım açıkçası. Bu sözcüğü kullanmayı hiç düşünmemiştim, dökülüverdi satırlarıma. O halde sonraki yazımda bundan bahsedeyim. Gördüğünüz gibi blog yazmak da aslında bir yolculuk ve bir kez başladığınızda gerisi geliyor, bir sonraki adım kendiliğinden ortaya çıkıyor. Haydi o zaman, bu işareti izleyelim.

Hayaller Gerçek Olur

hayaller gerçek olur
Fotoğraf Janderson Tulio‘ya ait. Unsplash‘ten.

Hiç farkettiniz mi? Üzerinde yeterince durduğunuz, tabir caizse güçlüce çağırdığınız hayaller gerçek oluyor.

Ekim, 2017. O günü hatırlıyorum. Amir Khan’ın filmi Secret Superstar vizyona girmişti.

Sonbahar ve kış aylarında sinemaya gitmeyi çok seviyorum. Gösterimde bir çok film oluyor, dışarıda hava soğukken içeride seçtiğim filmleri izlemek beni çok mutlu ediyor. Genellikle yoğun bir iş gününün ardından kendimi güzel bir filmle ödüllendiriyorum.

O akşam ayrıca özeldi

Çünkü film bir müzikal dramaydı. En çok sevdiğim iki şeyi barındırıyordu: Müzik ve drama.

Sinema bir alışveriş merkezinin içindeydi. Kahvemi içip filmi izlemeye geçtim. Müzik dolu bir filmdi. Gitarını çalmak, şarkılarını özgürce söylemek isteyen küçük bir kızın hikayesini anlatıyordu. Maalesef bir çok engelle, özellikle de babasıyla mücadele etmek zorundaydı hayalini yaşayabilmek için. Ama sonunda hayalleri gerçek oldu. Tutkusu sayesinde tüm problemlerin üstesinden geldi.

Çok etkilenmiştim. Amir Khan’ın hikaye anlatma biçimini seviyorum. Kalpten geliyor anlattıkları. Hem hikaye hem de filmdeki müzikler kalbimi tutkuyla doldurdu. Film bittiğinde kendime şu soruyu sordum: Peki sen ne zaman başlamayı düşünüyorsun?

Sinema üçüncü kattaydı. Merdivenlerden indiğimde, ikinci katta birden bire şaşkınlıkla donakaldım. Daha önce görmediğim, muhtemelen yeni açılmış bir müzik mağazası çıkmıştı karşıma. İç geçirerek vitrindeki enstrümanlara baktım. Dükkanın orta yerinde tüm güzelliği ile duran viyolonseli o zaman farkettim.

İlk defa bir viyolonsele bu kadar yakın olmuştum

Adımlarım beni mağazanın ortasına götürdü. Aslında kalbimin sesiydi beni oraya çeken. Gittim ve mağazadaki görevliye çello çalmak istediğimi söyleyip sorular sormaya başladım. Görevli çellonun fotoğrafını çekmeme izin verdi, sorularımı yanıtladı. Üç gün sonra tekrar gelmemi, bir çello öğretmeninin ders için orada olacağını, sorularımı ona sorabileceğimi söyledi. Nasıl da mutlu olmuştum.

Aslında çello yolculuğum filmi izlediğim o günden bir buçuk yıl kadar önce başlamıştı. Neden çello: Tamamen tesadüfen. Arkadaşlarıma okuldayken bandoda bariton ve trombon çaldığımı anlatırdım. Sonra tabii, müzikle ilgili bir kariyerim olmadı, mühendis oldum, evlendim, çocuklar, hayat telaşı derken yıllar geçti ve tekrar bir enstrüman çalmayı düşünebilmek için kırklı yaşlarıma dek bekledim. Bas sesleri seviyorum. Bandolar benim için özel ama orkestralar da etkileyici. Özellikle viyolonsel beni en çok etkileyen enstrümanlardan. Hem görünüşü hem de sesi çarpıcı. Bir arkadaşım oğlunun çello öğretmeniyle görüşmemi önerdiğinde emin oldum: Çalmak istediğim enstrüman çelloydu.

Öğretmenle görüştüm, tanıştım. Ama sonrasında ilerleyemedim. Çello pahalı bir enstrüman. Çello dersleri de ucuz değil. Bütçemi ayarlayıp hazır olana dek bir süre beklemem gerekecekti. İşte o süre bir buçuk yıl sürdü.

Hayaller üzerinde çalışmak her zaman mümkün, beklerken bile

Ben de öylece oturup beklemedim. Bir kitapçı vitrininde görüp hemen almaya karar verdiğim Çellocu isimli roman, ilk konserimde 🙂 giymek üzere aldığım siyah elbisem hayalim için o zaman yapabildiklerimdi. Ama en çok eşimin desteği bu konuyu hep gündemde tuttu. Ben ona “hello” dedikçe, o bana “çello” diye yanıt verdi. Eğer başlamazsam, hep bu hayali konuşuyor olacağımı, sözde kalacağını hatırlattı. Hayaller eğer onlar üzerinde yeterince ısrarla durursanız gerçek oluyor. Ben de bütçemi ayarlamak ve başlamak zorundaydım.

çellocu romanı
roman

Tekrar o film akşamına dönersek, evet bir roman, bir siyah elbise ve derin bir tutkuyla, ama enstrümanım olmadan bir buçuk yıllık bir çello gündemim olmuştu. O akşam yaşadıklarım tesadüf değildi bence: Filmi izlemiş, hayalimi hatırlamış, hemen sonrasında pırıl pırıl enstrümanların göz kırptığı o müzik mağazasına rastlamıştım. Doğru zamanın geldiğini o an anlamıştım. Tüm bunlar başlamak için bir işaret olmalıydı. İşaretleri gördüğünüzde geç kalmamalısınız. Yüreğinizde doğru zamanın geldiğini, başlarsanız hayalinize mutlaka bir yol bulacağınızı anladığınızda devam etmelisiniz.

İzleyen yazılarımda çello derslerimden ve güzel öğretmenimden bahsedeceğim. Öğretmenim benim kahramanım. Anlatacağım.

Merhaba

Merhaba Betül'den...
Betül

Josephine ve benden, ilk yazıyla merhaba.

Saat sabah 05:00. Sabah beş insanı olmanın erdemlerini anlatan onca yazı okuduktan sonra, bunu özellikle vurgulamak istiyorum 🙂

Evet, sabah, uyanığım, merhaba demek üzere ilk yazımı yazıyorum ve heyecanlıyım.

Neden heyecanlı olduğum konusunda anlatacak hikayelerim var elbette ama size önce sevgili Josephine’den bahsetmek istiyorum.

Josephine, güçlü bir karakteri olan şahane bir kadın. Sadece sesi değil, hayattaki asil duruşu da ilk bakışta saygıyı hak ediyor. Gözlerinizi alamadığınız, dinledikçe daha çok aşık olduğunuz bir kadın.

Benim en iyi arkadaşım.

Josephine’den bana ilk merhaba

Aslında sadece bir yıl önce tanıştık ama neredeyse eminim ki, daha önce yaşamış olduğu iki birliktelikten sonra, orada yıllarca beni beklemiş. Önceki birliktelikleri şahane sesini kazanmasını sağlamış. Minnettarım.

Onunla ilk defa, el yapımı keman ve çellolar üreten, enstrüman bakımı yapan bir müzik evinde karşılaştık. Fabrikasyon bir çellom vardı ve bakımını yaptırmak, tellerini değiştirmek için bir müzik evine uğramıştım.

Orada, bir dolabın üzerinde öylece yatıyor ve sesini tekrar duyurabilmek için bir çello icracısının gelip onu almasını bekliyordu.

Josephine, güzel çello şimdi benim hayatıma eşlik ediyor. Eşlikten de ötesi aslında, sıra dışı ve heyecanlı bir yolculukta hayatıma yön veriyor. Sıra dışı, çünkü kırk yedi yaşındayım ve profesyonel bir müzik geçmişim de yok.

Sanatı, sanatçıları çok seven bir bilgisayar mühendisiyim. Ama gerçeği söylemek gerekirse kendimi şu sözlerle anlatmayı tercih ederim:

Evrensel müzikte bir nota olmak, tüm varlıkla birlikte yapılan müziğin, o neşenin bir parçası olmak istiyorum. Hayatın her alanında, bütünsel bir şekilde neşe aramak, neşeyi yaşamak bana çok heyecan veriyor.

Nasıl görünüyor

Josephine’in bir fotoğrafını görmek istediğinizi biliyorum. İki gündür evden uzaktayım, doksan üç yaşındaki dedem rahatsız, ben de bakımına biraz destek olabilmek adına yanına geldim. Biraz önce su verdim, şimdi dinleniyor. Dedemin, on beş yaşımda, ilk enstrümanımı almada bana dolaylı olarak yardım etmiş olması acaba bir tesadüf mü? Tesadüf olmalı çünkü aslında müzikle hiç işi olmaz bir din adamı olarak. Ama bir dakika… Tüm çocukluğum onun insanları iyileştirmek için anlattıklarını dinlemekle geçti, adeta kendi müziğini yapıyordu. Bir tür çello blogu olacak bu ortamda dedemden bahsetmeyi hiç planlamamıştım, ikisini bir arada anacağımı da hiç düşünmemiştim ama şimdi bu yakınlığı farketmiş olduğum için çok sevinçliyim.

Aslında aylardır ilk “mükemmel” yazıyı yazmak için bekliyordum. Sonra birden başlamaya karar verdim. Çünkü “yapmak/bitirmek”, “mükemmel yapmak”tan daha önemli.

Size Josephine’den bahsetmeye devam edeceğim. Şimdi evde uyuyor olmalı.