
Neşe dolu bir hayatı nasıl yaşayacağımı dedeciğimden öğrendim. Bu dünyadaki yaşamımın onunki gibi bir vedayla sonlanmasını o kadar çok isterim ki.
Dedeciğime veda edeli bir kaç ay oldu. 14 Ocak’ta, vasiyetine uygun olarak doğduğu köye defnetmek üzere yola çıktık.
Zor bir gündü. Dört saat süren yolculuk boyunca içimde Eric Satie’nin Gnosienne’i durmaksızın çaldı. Zihnim ve kalbim dedeciğimle dopdoluydu.
Dedemi çello eksenli blogumun en merkezine taşıyan nedir diye düşünüyorum. Aslında blogun amacıyla aynı şey: Neşe.
Dedem benim için neşeye giden yolu öğreten kişiydi. İçimi ısıtan, turuncu bir sözcük neşe.
Neşe hayatın anlamıdır
Uğraştığınız her ne ise, eğer içinde neşe varsa, yaşadığınızı hissedersiniz.
Neşe hayatın tadıdır, bilgeliğidir, taşıyıcı kolonudur. Onsuz şu koca evrende kaybolmuş hissedersiniz.
Neşe mutluluktan farklı bir şey. Mutluluk öğrenilebilen, çeşitli tekniklerle simule edilebilen bir olgu. Ancak neşe, içinizden gelen, derinlerinizde bir yerde var olan, ortaya çıkarılmayı bekleyen sıcacık bir öz.
Neşe tüm varlıklarda bulunan bir cevher. Hayatın kalbinde, doğanın sürekli yenilenişindeki heyecan gibi hep var. Hayatı ilginç kılan ve sizi yaşamı keşfetmeye iten de neşenin ta kendisi.
Hidden Figures (Gizli Sayılar) filminde anlatıldığı gibi, Katherine Globe Johnson için sayılar… ya da The Man Who Knew Infinity (Sonsuzluk Teorisi) filminde anlatıldığı gibi Srinivasa Ramanujan için denklemler… ya da The Theory of Everything (Her Şeyin Teorisi) filminde anlatıldığı gibi Stephan Hawking için zaman… Neşenin ta kendisi.
Neşe bilim insanlarını hayatı keşfetmeye, sanatçıları hayatı ifade etmeye iten motivasyon. Hayatı şahane kılan en büyük güç.
Önceki yazımda neşeden bahsetmiştim:
Evrensel müzikte bir nota olmak, tüm varlıkla birlikte yapılan müziğin, o neşenin bir parçası olmak istiyorum. Hayatın her alanında, bütünsel bir şekilde neşe aramak, neşeyi yaşamak bana çok heyecan veriyor.
Neşeyi nasıl bulup ortaya çıkaracağımı ondan öğrendim
Dedeciğim her zaman güleryüzlüydü. Özellikle yaşlandıkça ve bilgeleştikçe bu daha da oturmuştu. Sesi ahenkliydi. Yumuşacık, şefkatli ve çok tatlı bir tonu vardı. Kur’an okurken gözlerimi kapatır dinlerdim. Yüce göklerin müziğini bu dünyaya taşır gibiydi.
Tüm canlıları seven, şefkatli, zarif bir insandı. Allah’a olan samimi imanıyla, ne biliyorsa öğretmek isterdi. Böylelikle sevdiklerini korumaya çalışırdı.
Geçmişe dair hikayelerini dinlemeye bayılırdık. Zor şeyler yaşamıştı. Tüm o koşullar altında dahi ailesine, çevresindeki insanlara şefkatle yaklaşmıştı. Zorluklarda nasıl ayakta kalınacağı konusunda ilham verenimdi. Uzun yıllar ayrı şehirlerde yaşamış olsak da, son altı yıldır aynı şehirdeydik. Her fırsat bulduğumda ziyaret edip sohbet etmeye çalışırdım.
Köşesinde otururken bizim geldiğimizi farkettiğinde heyecanlanırdı. “Betül mü gelmiş” diyerek yerinden doğrulmaya çalışır, kocaman sarılırdı. O köşesinde daima insanlığın iyiliği için dua ederdi.
Kendimizi aşmamız, daha güzel bir insan olmamız için öğütler verirdi.
Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de şefkatinden nasibini alırdı. Bazen bizim kedilerimizden konuşurduk. Vaktiyle kendisinin baktığı bir kedicik varmış. Gelip göğsünde uyuyakalırmış. Dedeciğim de onu uyandırmamak için kıpırdamadan otururmuş. Bunu gözlerinin içi gülerek anlatırdı. Evdeki bitkilere dualar okur, onlarla konuşurdu. Canımmm deyişini duymalıydınız.
Allah’ın öğütlerinden bahsederken coşkulu olurdu. Gecenin geç saatlerinde Biricik Sevdiği’nin huzurunda olmaktan neşe duyardı.
Şu hayatta her ne yapıyorsam içindeki neşeyi bulup çıkarmam gerektiğini bana dedem öğretti.

Güneşli bir öğleden sonraydı…
Kış olduğu halde hava ılıktı. Cenaze töreni çok kalabalıktı. İnsanlar saygılı derin bir sessizlik içindeydi.
Mezarlığa kadar bizi iki köpek izledi, koşarak, oynaşarak. Kuşların cıvıltısını, tüm bitkilerin o tatlı güneş altında parıldayışını, havadaki neşeli huzur kokusunu içime yazdım.
Onu öylece toprağın altına bırakırken ne garip ki hüzünden çok huzur hissediyorduk. Mevlana’nın düğün günü benzetmesindeki gibi. Sevgilisine kavuştuğunu biliyorduk.
Öğleden sonraları çok severim. Günün en güzel zamanlarıdır benim için. Güneşli, ılık kış günlerinde, uzun yaz öğleden sonralarında çok mutlu olurum. Sanki neşe dolu uzunca bir hayat yaşamışım, yapılacak ne varsa yapmışım ve artık gitmeye hazırım, arkamda da şahane bir hikaye ya da tango bırakıyormuşum gibi…
