
Kırk dokuz yaşındayım. Ve hala beklemeyi öğreniyorum. Yine o dönüm noktalarından birini yaşıyorum ve görüyorum ki öğrenmenin sonu yok. Anlatmamı ister misiniz 🙂
Öncelikle şunu söyleyeyim, bir yıl aradan sonra tekrar burada olduğum, olabildiğim için çok mutluyum. Bu dönem benim için tam bir “bekleme” dönemiydi diyebilirim. Oturup hiç bir şey yapmayarak değil elbette… Tam tersine son derece meşguldüm ama bu meşguliyet içerisinde bile durumum bekleme durumuydu.
Öyle bir seneydi ki… Yeni bir ülkeye yerleştim, yepyeni bir düzene geçtim, bir çok alışkanlığımı bırakıp yeni hayat düzenime uygun yeni alışkanlıklar geliştirdim, geliştirmek zorunda kaldım. Elbette zihnimde bir çok soru vardı. Ama umut hepsinden, her şeyden daha güçlüydü. Umut tüm sorularınızın ve belirsizliklerin üzerinde olduğunda, yaşıyorsunuz demektir; ne gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin karşılayabilecek güçte bulursunuz kendinizi.
Umuda en çok yakışan, en güzel eşlik eden nedir derseniz, beklemek derim. “Beklemeyi öğrenmek” de diyebiliriz aslında, sizi yeni hayallerinize taşıyacak şey kesinlikle bu. Tüm değişimler kendi olumluluk ve olumsuzluklarını barındırırlar içlerinde. Hem zordur hem de kolaydır değişime teslim olmak. Bir denge noktasına ulaşana dek zorlanırsınız, tam ulaştım dersiniz yeni dengeler kurmak zorunda kalırsınız. Dolayısıyla hep canlı kalmanız, değişimin üzerinde emek harcamanız, çalışmanız gerekir. Beklemenin aktif bir formudur bu. İşte bu hal içindeyken en büyük ihtiyacınız zamandır. Zamanla her şey yerine oturur, yolunu bulur.
Zaman en iyi arkadaştır. Sizin dışınızda bir arkadaştır ama. Diğer yandan tüm yol boyunca size yardım edecek içsel bir arkadaşınız daha vardır ki işte o umuttur.
Beklerken yolunuza devam edin
Umut hayallerinizi izlemeye devam etmenizi fısıldar kulağınıza. Güzel günlerin pek yakın olduğunu ve sizin de iyiyi, güzeli hak ettiğinizi söyler içten içten. Madem ki hayatın boyunca elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştın, durma devam et bu yolda der. Vazgeçmek düşünülemez, yürümeye devam etmek gerekir, bunu kavramışsınızdır. Doğruyu söylemek gerekirse, vazgeçmek benim için hiç bir zaman seçeneklerden biri olmadı zaten. Tüm iyi fırsatları, bana iyi gelen şeyleri yolumu yürürken, yolda iken gördüm, keşfettim. Özgürlük nedir derseniz, yolunuzu yürüyebilme, kendinizi yolda tutabilme imkanlarınızın olmasıdır, derim. Bu açıdan bakınca, evet, koşullar zorlayıcı bile olsa, hayatım boyunca hep özgür hissettiğimi söyleyebilirim.
İşte bu hal içindeyken kendime hep şunu söyledim: Devam et. İhtiyaç duyduğun ne varsa, yolda çıkacak karşına.
Bu yıl için seçtiğim tema “Keşfet!” idi. Tema nedir, bahsedeyim. Yeni yıla girerken o yıl için hedefler belirleriz, malum. Yapılacaklar listesi hazırlar, büyük umutlar ve motivasyonla yeni gelen yılda taptaze bir başlangıç yapmak isteriz. Ancak çoğu zaman bu yapılacaklar listesini sürdüremeyiz, belli bir zaman sonra, bazen bir kaç hafta içinde bırakırız. İnsan psikolojisi ile ilgili bir durum olsa gerek. Yeni bir yılın yapılacaklar listesi ile organize edilemediğini çoğumuz tecrübe etmişizdir. Demek ki başka bir bakış açısına, yaklaşıma ihtiyaç duyuyoruz.
Keşfet!
Ben de bu ihtiyacı kavramış olmalıyım ki Niklas Göke’nin Medium‘daki şu çok etkileyici yazısını okuyunca yeni yıl için yapılacaklar listesi oluşturmak yerine tema seçmek fikrini hemen benimsedim. Tema dediğimiz şey tek bir sözcük aslında, tercihen bir fiil, o yılın odağında olmasını istediğiniz bir kavram. Böyle bir sözcük seçiyor ve zihninizi, bakışınızı yıl boyunca o sözcük etrafında şekillendirmeye niyet ediyorsunuz. Niklas’ın yazısında söylediği gibi, hedefler size neler yapmanız gerektiğini söyler, emredicidir ve gerilim yaratır. Diğer yandan tema size kim olduğunuzu söyler, barışçı ve sakindir. O yıl için büyük resminizin ne olacağını belirler.
Bu yazıya denk geldiğimde 2020’nin başlarıydı, pandeminin ilk aylarındaydık. Aklıma ilk gelen sözcük “İlerle” oldu, 2020 teması olarak bu kavramı seçtim. O günlerde Kıbrıs’ta bir yazılım firmasına uzaktan çalışıyor ve yakın gelecekte taşınmayı planlıyordum. Dolayısıyla 2021’in yeni yerleri ve yeni bir kültürü keşfetmek için fırsatlarla dolu olacağı açıktı. Bu nedenle 2021 için de “Keşfet!” temasını seçtim. Biraz erken bir seçim oldu ama gelecek olan günler için o kadar merak ve heyecan doluydum ki, bu seçimi yapmadan duramadım. Yeni beni her zaman heyecanlandırmış, umutlandırmıştır.
2020 temam üzerinde çalışmaya başladım. Tema üzerinde odaklı kalmak için sorular hazırlıyordum, “İlerlemeyi nasıl başarırım? Ne tür ilerlemeler yapabilirim? Hangi yollar ilerlemeye götürür? Bir ilerleme akıllıca nasıl yönetilir? En iyi ilerlemeyi ne zaman yaparım?” gibi… Zihnimi bu tema çerçevesinde yönlendiriyor, tüm ilerleme fırsatlarına duyarlı hale getiriyordum.
Bu konuda blogumda bir yazı bile yazdım: Adım Adım İlerlemek. Gerçekten de 2020 benim için tam bir ilerleme yılı oldu. Üzerinde çalışılmış, iyi tanımlanmış bu tema odağımı korumamı sağladı.
Ve 2021 geldi
Gerçekten düşebilirdim…Eğer bu yıl için bu kadar güçlü ve motive edici bir tema seçmiş olmasaydım. Güçsüz ve kaybolmuş hissettiğim tüm zamanlarda kendime “Keşfet!” diye fısıldadım. Tüm yeni deneyimler, başta biraz zorlayıcı gelse de, yepyeni, taptaze bir hayat kurmak için o kadar gerekli ve değerli ki…Bunu kendime sık sık hatırlattım. Kendinizin daha iyi bir versiyonunu oluşturmaktan bahsetmiyorum, bu bakış açısını bıraktım. Bir insan nasılsa, hangi hal içindeyse o haliyle iyidir, Kıbrıslılar’ın iyi misin diye sorarken söylediği gibi “Tamamsın?”dır. Daha iyi bir versiyon değil de daha taze bir versiyon demeli bence, yolunuzu yürümek için enerjinizi ve zihninizi sürekli tazelemek gerektiğinden belki de.
Kuzey Kıbrıs’a Ekim 2020’de geldim. Pandemi nedeniyle uçak yoktu, sınırlı sayıda gemi yolculuğu vardı. Elimde iki büyük bavul ve sırtımda bilgisayar çantamla, o güne dek hayatta biriktirdiklerimden, aldıklarımdan, sahip olduklarımdan hiç bir şeyi getiremeyerek, öylece geldim. Çellom Josephine’i dahi getiremedim, bir gün getirmeyi umarak geçirdim günlerimi. Kızlarımdan biri benden bir ay önce Kıbrıs’a gelmişti, iş arkadaşlarım ve aileleleri de beni hiç yalnız bırakmadı, minnettarım. Yine de zihnimde cevaplanmayı bekleyen, bir kısmı ise göz ardı edilmesi gereken onlarca soru vardı. Büyük bir zihinsel ve duygusal mücadele içinde buldum kendimi. Zihnim tüm yaşamım boyunca deneyimlediklerimin birbirine karıştığı bir yer haline gelmişti sanki. Bense bunları organize etme yeteneğimi yitirmiş gibiydim. Kıbrıs’taki iş arkadaşlarım deniz yolculuğunun sallayacağını söyleyip beni uyarmışlardı. Nasılsa, sanki bu yolculuk bedenimi değil de zihnimi, kalbimi sallamıştı.
Ben kaostan korkmam, tam tersine severim. Kaos eski alışkanlıklarımızı bırakıp yeni bakış açıları kazanmak için gereklidir diye inanırım. Ama takdir edersiniz ki bunun için sabır dolayısıyla zaman ve sıkı çalışma gerekiyor. Umutla elbette. Umutsuz nasıl başa çıkılabilir?
Peki şimdi ne olacak?
Türkiye’de bıraktığım ailem…kızlarım, eşim, annem, babam…Tekrar birbirimizi görebilecek miyiz, ne zaman olacak bu? Neyse ki teknoloji var, video görüşmeleri yapabiliyoruz. Pandemi herkesi alıştırdı bu teknolojileri kullanmaya. O günlerde Türkiye’de ya da Kıbrıs’ta olmak çok da farketmiyordu kısıtlamalardan dolayı.
Ama insanız işte 🙂 Korkularımız var. Beklerken çok sabırlı olmak zorundaydım. İşim dolayısıyla çok çalışmam ve hep enerjik olmam gerekiyordu. Enerjik, dinamik, canlı, gülümseyerek…Hem işim için hem de ailem için böyle durmalıydım. Sanırım pozitif modumu korumayı başardım. Mağusa’nın muhteşem gün batımlarını kaçırmadan izledim. Yürüdüm, çevrimiçi sinema klüplerine katıldım, kitap okudum, çoğu kez kapalı ya da kısıtlı olarak açık olsa da kahve dükkanlarını, restoranları keşfettim. Yine de…Geceleri uykum bölünüp boş duvarlara bakarken neden ve nasıl olacak diye çok sordum kendime.
Geceleri derin uykumu alamasam da sabahları kalkmaya beni motive eden şey “Keşfet” sözcüğüydü. “Bu yeni bir gün” diyordum kendime, “Uyan, ayağa kalk, motivasyonunu yükselt”. Ailem için ayakta olmalıydım, işim için ayakta olmalıydım. Gelecek güzel günler için de ayakta olmalı, sağlam durmalıydım.
Eşim sonunda adaya geldi. Onun elinde de iki bavul, bilgisayar çantası ve de….evvet! çello Josephine vardı. Bu kavuşma benim için çok anlamlı oldu.
Şimdi hayatımda yeni sesler var
Uykularım düzene girmeye başladı. Geriye dönüp baktığımda evet, çok büyüdüm diyebiliyorum. Her gün, kelimenin tam anlamıyla her bir gün, ne yapmam gerekiyorsa yaptım. Sorumluluklarımı yerine getirdim, hayatın içindeki neşeyi hissetmeye çalıştım, ailemle ve arkadaşlarımla bağlantıda kaldım. Kıbrıs’ta da arkadaşlar edindim ve bir kez daha gördüm ki nezaket tüm kapıları açıyor, ilişkilerde güven ortamı sağlıyor.

İyi bakalım. Yeterince bekledim. Yeterince zaman geçti. “Yeni dengelerimi bulmaya çalışırken aktif bir yaşamı sürdürerek beklemek”, işte bu büyümemi sağladı. Kaos beni yeni bir bakış açısına zorladı nazikçe, yolun sonunda da rahatladım zaten. Bu yeni yerde aktif bir oyuncu olmaya artık hazırım.
Tamamen oturmuş değil içim, ama yine de sakin ve mutlu ada yaşamının bir parçası olmaya epeyce yaklaştım .
2022 yaklaşıyor. Yeni bir tema bulmak gerek. Biraz çalışayım üzerinde 🙂